Yazmaktan geçtim, konuşmuyorum bile kimseyle uzun süredir. Bu sessizlik korkutuyor beni. Yalnızlık üzerime çökerken aramıyorum bile hiç kimseyi artık delice. Kendimi bile şaşırtıyor bu garip sessizlik! Bu kadar mı olur diyorum bazen, ama oluyormuş… Basit bir sebepten küçük bir sinir krizi geçirecek hale geldiysem… Ve ağlayabildiysem hiç durmaksızın dakikalarca, iç çekerek… Belli ki koymuş bir şeyler çok derinden, kim bilir…
Eskiden bir şeylere canım çok ama çok sıkıldığında uyurdum durmaksızın saatlerce… Aslında uyumak için yatmazdım. Düşün düşün düşün sonra birden uyuya kalırdım, tam dalacakken üzerimi örterdi annem, öyle nefret ederdim ki bundan! Zavallı annem nerden bilebilirdi ki üzerimi örterken kalbimdeki titrememeyi hiçbir zaman durduramayacağını. O gün bu gündür hala üşüyorum, garip bir hastalık işte. Hala vakitli-vakitsiz uykuya daldığımda üstümü örtmeye kalksa annem sıçrayarak uyanırım ben.
Nasıl taze bir ölü, sonsuz bir uykuya dalmak isterken üzerine toprak atarsa diğer faniler… İşte öylesi bir zaman ve öylesi bir mekan…
Neden diye sormuyorum artık. Bundan birkaç ay önce çok sevdiğim bir arkadaşım, hatta kimsenin bilmediklerini bilecek kadar yakın… Çekip gitti İstanbul’dan ansızın. Giderken pek anlam verememiştim, nereden bilebilirdim ben böyle bir gidişi… Anladık biz çoktan neden gittiğini, ama pek konduramadık işte… Sonra bir gün bir rüya gördüm, seni dün aramadım ama benim annem de çok hasta, başında bekliyorum diye… Keşke ah keşke, dua ile kaderi yenebilseydik bizde…
Kelimelere hakim olamıyorum, yeter bu kadar işkence… Yazmak kim ben kimim ki söyle. Sebep biter, kul gider; kalem durur, yazı biter…. (E.Y)
araf.blogcu@hotmail.com